Tarih: 9 Aralık 2011
290 Görüntüleme

Ruh Hastalıkları

Ruh hastalığı insanı, hem kendine ve hem de topluma yararlı olmıyacak bir duruma getirir. Dolayısıyle böylece bir insan da, içinde bulunduğu toplum için büyük bir yük olur. Akıl hastahanelerinde, hatta toplum içinde onbinlerce akıl hastalan bulunmaktadır. Toplum, bunlar için müyonlar harcamakta, buna karşılık onların fikir ve iş güçlerinden faydalanamamaktadır. Ayrıca ailesinin yaşama düzenini de bozan hastalar, aile içinde, birtakım sosyal ve ekonomik problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu bakımdan ruh hastalıklarını önlemek için gerekli tedbirleri almamız ve bunların enerjilerinden yararlanmamız şarttır. Bugün ruh hastalıkları bilimi olan «Psikiyatri» nin gelişmesiyle ortaya çıkan gerçekler ruh hastalıklarının hemen hemen bir çoğunun önlenebileceğini ortaya koymuştur.
Ruh Hastalıkları
Ruh sağlığı ile ruh ruh hastalıklarını kesin olarak birbirinden ayıramayız. Çeşitli ruh hastalarında görülen bazı bozukluklar, ruh sağlığı yerinde olan normal diyebüeceğimiz kişilerde de görülebilir. Ancak bunlar, akıl hastalarında daha aşn bir durum gösterir ve daimi olarak hastaya hakim olur. Meselâ herkes, kendi sağlığım korumağa çalışır. Halbuki bir Hipokondriyak da, hastalık endişe ve korkusu tamamaen yerleşmiş ve aşın bir hal almıştır. Hastanın bütün tavır ve davranışlan, bu korku ve endişenin tesiri altındadır. Normal bir insan yapamadığı bir şey için üzülür veya gördüğü gülünç bir duruma güler, lâkin ruh hastası bu şeye lüzumundan fazla, saatlerce güler veya uykuyu kaçıracak dercede üzülür. Ruh sağlığı ile ruh hastalığı arasında derce derece artan birçok ruh bozukluklan vardır. Sağlıktan en nihayetteki hastalığa yaklaştıkça, bu bozukluklar artar ve nihayet şahsiyet bozulmuş olur.

Ruh sağlığı yerinde olan, insan, çevresinin gerçeklerine bilinçlidir. Bunlara değer verir ve onlardan yararlanır..Bir ruh hastası ise, gerçeklerden ilişiğini keser ve kendi fantazi âlemine dalar, gerçeklere değer vermez. Artık onu bilinç altı ve kompleksleri yöneltmeye başlar. Bütün düşünce, duygu ve davranışlanna yön verirBu durumda ruh hastalannın beyni, normal olarak vazifelerini yapamaz veya bu vazifeleri aykın yapar. Normal sayabileceğimiz kişilerde görülen yürüyüş, oturuş, koku alış, anlayış, düşünüş, düşündüklerini, işittiklerini, anlatış, neş’e ve üzüntü gibi Özelliklerin azalıp çoğalması, yahut aykınlığı, gerçekten ruh hastalıklarının belirtileri olabilir. Bu duruma göre insanlardaki bu anormallikleri, beyin fizyolojik görevini yapamayışı olarak kabul etmek gerekir.

Tarih: 9 Aralık 2011
180 Görüntüleme

Psikolojide Röfülman

Röfülman, psikanalizin ana esaalanndan biridir. Çünkü psikonevrozlann marazi oluşumunda en önemli rolü oynıyan bir mekanizmadır. îlk zamanlarda Freud’un mesai arkadaşlanndan biri, etiolojik teşhis ve tedavide aun’i uyutma ile serbest çağrışım metodunu kullanarak psikolojik incelemeler yapmıştır. Bu incelemeleri sırasında hastalar, açık kalplilikle ruhlarında derin uçurumlar yaratmış olan olayları anlatırken bazı hususlar dikkatini çekmiştir. Çok defa hastalar, her türlü kötü düşüncelerden uzak ve tam manasıyie samimiyetle akla geldiği gibi konuşmaları gerektiğini öğrenince, bazan ortaya bir takım güçlükler çıktığım gördü. Hastaların, rahatça konuşurken birden bire durumlarının değiştiğini, verilen direftiflerden saptıklarını, kafalarında beliren fikirler arasında seçmeler yaptıklarını, ellerinden geldiği kadar konuyu değiştirmeye çalıştıklarını, talimata göre hareket etmeleri gerektiği kendilerine hatırlatılınca da sinirlendiklerini, bağınp çağırdıklarını, hatta davranışlarının bile değiştiğini müşahade etti. Bu karşı koyma hali, muhakkak ki, hastanın söylemek istemediği, utanılacak ve gizli olan şeylerden ileri gelmektedir. Bu durumlar da esas hissi kompleksin boşalmasını zorlaştırır Hastalar, bu hususları hem kolay kolay benimsiyemezler, hem de hekime anlatmakta güçlük çekerler. Bu duruma göre bazı hatıraların uyanmasına engel olan bir kuvvet var demektir. Bu kuvvetin belirtilerini hastanın karşı koymalarından anlıyoruz. Hastanın ele almak istemediği veya ifade etmekte zorluk çektiği bu hatıralar bir çeşit dürtü üe bilinç dışına itilir. îşte bunlar için «bilinç altına itilmişlerdir» veya «Befule olmuşlar» dır denir. Bunu yaptıran mekanizma da «Refoulement — Baskı» dır.

Psikolojide Röfülman

Bu mekanizmayı gereği gibi anhyabilmek için Freud’un psişik hayatımızla ügili olarak ortaya koyduğu önemli fikirlerini kısaca açıklamamız gerekir.

Freud’un psişik hayatımızla ilgili olarak ortaya attığı önemü bir kavram vardır. Bu da «Bilinç altı» veya «Bilinç dışı» dır. Freud bu kavramı zihni hayatımızın bir deposu, bir malzeme ambarı olarak kabul eder. Burada daha çok gerçekleştirilmesi imkânsız olan birtakım anormal ve sapık eğilimler gibi aşırı ve karıştırıcı, bozguncu unsurlar bulunur.

Freud, bilinç altından başka (Id) ve «Libido» denilen iki esaslı kavram daha ortaya koymuştur. İlkel benliğimiz olan «Id», durmadan cinsel hayat güdümüz olan «Libido» ile ilgili insiyaklarımızı doyurmaya uğraşır. Fakat «Ego», hemen baskı mekanizmasını harekete geçirerek, sosyal gerçeklere uymıyacak olan ilkel benliğin isteklerinin bilinçe çıkarılmasına müsaade etmiyerek, bunları geri bilinç altının karanlık derinliklerine iter. Böylece, bilinç altının doyurulmamış istekleri zaman geçtikçe çoğalmağa başlar. İşte bütün bu bozguncu unsurlara karşı, düzeltici, düzenleyici engel veya ego ile karşılık veriyoruz ki bu da röfülmandır.

Bu bilinç alanında bulunması istenmiyen düşünce veya eğilimleri içine alan dinamik bir faaliyettir. Bu, otomatik, irade ve bilinçin dışında yapılan bir fonksiyondur. Bilinç alanında bulunan şeyleri, bilinç altına itme fonksiyonu, bazan bilinçli de olabilir. Meselâ, o anda ilgilenmek istemediğimiz herhangi bir fikir veya, düşünceyi bir yana itirek esas konuya yönelmemi., bir filim seyrederken dikkatimin çeken şeylerden unkiaynAm» gibi… Bu gibi bilinçten uzaklaştırma halleri, günlük hayatımıaria çok görülür. Fakat bu refulman değildir. Sadece rastgele bir «suppressioa» baskıdır. Bu tamamen bilinçli bir oluşumdur, istediğimiz aman, itilen bu psişik malzemeleri tekrar kolaylıkla bilincimize getirebiliriz. Halbuki, refulman (baskı), özellikle isteğimiz dışında bir ayıklama ve itmedir. Fert bu yoldan herhangi bir duygu veya düşünceyi bilinç altının derinliklerine ittiğinin, hatta oradan çıkarılmasına engel olduğunun da farkında bile değildir. Sonra fert, bilinç altına itilen düşünce veya isteklerin bilinç alanına gelmesini arzu etse dahi bunu istiyerek yapamaz.

Baskı olayının meydana gelmesinde sadece «ego» rol oynamaz. Bu işte, daha önce, bilinç altına itilmiş olan çekicilik özelliklerine sahip bulunan. psikolojik elemanlar da etkilerini gösterirler. Bilinçte bulunan ve kendilerine uygun olan elemanları bilinç altına çekerler. Yalnız baskının meydana gelebilmesi için, bilinç altında çeşitli bozguncu unsurların bulunması ve bilincin uzaklaştırmak istediği unsurları çekmeğe hazır olmaları şarttır. Refulmanın gücü altına girip bilinç altına itilen psikolojik unsurlar orada rahat durmazlar. Bir yolunu bulup bilinç alanına çıkararak, kendilerini benliğe kabul ettirmeğe çalışırlar. Bilinç altına itilen bozguncu unsurlar, sürekli olarak bilinç üzerinde baskı yaparlar. Bilinç de bu baskıya karşılık bir baskı da bulunarak dengeyi bozmamağa çalışır. Bilinç bu karşı koymayı «Baskı» mekanizması ile yapmaktadır. Bu suretle bilinç altı üe baskı mekanizması arasında devamlı ve güçlü bir çatışma ortaya çıkar. Bunun üzerine, bilinç altında bulunan psişik öğeler, bilinç alanına çıkmak ve kendilerini benliğe kabul ettirmek için çeşitli çarelere başvururlar. Meselâ, uyku, bu çarelerden biridir Uyku esnasında, benliğin kontrolü zayıfladığı için, bilinç al. tında bulunan istek ve dilekler, büinç alanına kolayca çıkarlar. Orada hem kendilerini ifade ederler, hem de doyururlar.

Bilinç altına itilmiş ve orada kalan unsurlar, bilinçte bulunmaması gereken unsurlardır. Bütün utandırıcı, korkunç, acı hatıralar, düşünce ve duygular, bilinçten uzaklaştırılarak bilinç altına itilirler. İlk hayat yıllarının hatırlanmam alarmın, unutulmuş olmalarının gerçek bir sebebini burada aramak gerek. Bu duruma göre refulmanlann köklerini, çocukluk yıllarına kadar götürebiliriz. Başka bir ifade ile refulm anlar çocukluk yıllarında başlar. Çünkü, çocuklar, Ptfko — eksüel gelişmeleri sırasında çeşitli yasak, tehdit, terbiye şekilleriyle karşılaşır. Bu durum karşısında çocuk, bütün isteklerini, arzularını, dileklerini hiçbir değişikliğe uğratmadan gerçekleştiremez. Bununla beraber, acı yaratan olayların hatıralarını bilinçten atamazlar. Birbirini takip eden üzücü hatıralar, duygular, düşünceler de aynı sollenuca uğrarlar. Bilinçte üslintü yaratan bu öğeler de bilinçten çıkarılarak, bilinç altına itilirler. Refulmanlar böylece hayat boyunca devam eder.

Aşağıya alınan parça bir kız çocuğunda refulmanın nasıl meydana geldiğini gösteren tipik bir örnektir. «Altı yaşında bir laz çocuğu, bir erkek çocuğun kendisine gösterdiği cinsel organlarını seyretmeğe meraklı idi. Bir gün babası görülüyor, çocuğu taldp ediyor. Bu seyretme esnasında şiddetli baskılarla çocuğu, burnu kınlın caya kadar dövüyor w ona bu davranışın kötü olduğunu hissettiriyor. Olayın oeryan ettiği giinden itibaren çocuk bu acı hatıralarını şuursuzca baskı altına almaya başlamıştır. Yani baskı hoşlanılmıyan bu hatırayı bilinçten uzaklaştır. iniştir. Kendisi iyi, dürüst olduğu zaman ebeveyninin mes’ut olduğunu görüyor, düşünüyor, memnun oluyordu. O, yalnız yüksek düşüncelere karşı ilgi duyan, vazife seven model bir kimse olmuştu. Sevdiği ve hünnet ettiği bir erkekle evlenmiş olmasına rağmen mes’ut değildi. Çünkü hiçbir zaman cinsel arzu duymamıştı, tâki bu hâl elli yaşlarında sebep meydana çıkıncaya kadar devam etmişti.»

Ferde üzüntü veren, onu başarısızlığa ve aşağılık duygusuna sürükliyen çeşitli sarsıntılar karşısında, düzenleyici, düzeltici, yatıştırıcı refülmanlar da vardır. Sayın Profesör Rasim Adasal bu türlü refülmanların fonksiyonunu şöyle açıklamaktadır: «Esasen insan, ancak bu şuur dışı mekanizma sayesinde hayvanlıktan uzaklaşır ve medenileşir. İnsan olgunluğu fertte ve kitlede birçok müsbet refulmanlann eseridir. Bu olmasa lokantaların iştiha açan kamçılayıcı vitrinleri önünde oburlar ve açlar, kuyumcu mücevherlerinin önünde birçok para harisleri hislerine mağlup olur ve suçlar işlerler. Şüphesiz ki bütün bunların dereceleri vardır. Bunların bir kısmı nihayet marazı bir kaynak teşkil etmiyen ve normal fonksiyonlar olarak bizi koruyan bir takım baskılardır, özellikle cinsel tabiatlı refulmanlar herhangi kamçılayıcı bir sebeple daima bir nevroz yaratacak mahiyeti ve şiddeti taşırlar. Bunlar da müsbet veya menfi, yani başarılı veya başansız olabilir. Bir delikanlının ikf üç kıza birden sempatisi olabilir; yahut birine de şiddetle tutkun da olduğu halde refulman sayesinde o aşıla bulunmadığı bir kadınla da evlenebilir. Şuur altında iki grup arzu arasında bîr savaşma vardır; ve bu da kendisini refubnana uğratır. Bu ruhun bir kurtuluş vasıtası olmak üzere başarılı bir refulmandır. İnsanların gündelik hayatları bu ufak refulmanlar ve süblümasyonlarla doludur.»

«Refülman mekanizması her vakit kolaylıkla ve kendiliğinden müsbet olarak vâki olmaz. Tıpkı ikinci devre sarhoşlukta olduğu gibi ruhun derhal tatmin ve itaat dileğinde bulunan âsi ve egoist taraflan vardır. Özellikle müsait yapılarda bu daha çoklukla vâkidir. İçten gelen vahşi ve şeytâni bir ses, Faust’daki Mefistofeles gibi, durmadan haykınr ve iptidaî, ham, çocukca, vahşî içgüdüleri ve daha ziyade anarşik mahiyette olan libido’yu teşvik eder ve bu takdirde aynı delikanlı arzu edilmiyen kadini alır. Halbuki bu kadın cemiyet, aile, arkadaşlar nazarında damgalı ve başka kocalara hıyanetlerde bulunmuş olan hafif meşreb bir kadın olabilirVahşi arzu onu dinlemez ve şuura hakim olur. İşte bu da menfî bir refülmandır. Fakat artık buna refulman değil, kötü karar demek daha doğru olur. Yahut delikanlının bu çatışması son derece şiddetli, ızdırap vericidir; ne Zeynebi ve ne de Ayşeyi alır, yahut müsbet bir refulmanla bidayette Zeyneple evlenir; lâkin ondan sonra câhil muhitin izah edemediği ruhi bir durgunluk, bir obsession, bir teskin edilmez üzüntü baş gösterir. Çatışmaların derecesine ve cinsel iç güdünün mazi üe olan bağlantılarına veya herhangi bir gelişme safhasına dönüşüne göre baş gösteren refulmamn sonucu ya bir nevroz, ya bir psikoz, ya bir sapıklık veyahut da bazan bir suç olabilir. Bu, cinsel içgüdünün en basit şekilde marazi yola saplanması ve ahlâk, aile, cemiyet hesabına müsbet veya menfi olarak sembolize oluşudur. Yoksa baş gösteren sinirsel ve ruhsal ruh aykırılığının veya cinsel kuvvetsizliğinin klinik şekline, yani hastalığın bir fobi, bir obsession, bir isteri, bir nevrasteni, bir heyecan nevrozu, bir hipokondri olmasına göre birçok tâli şuur altı mekanizmaları bahis konusudur.»

Tarih: 9 Aralık 2011
139 Görüntüleme

Psikolojide Introjeksiyon

Projeksion mekanizmasının tam tersi olan bir mekanizmadır. Bu mekanizma «kat’i surette objektif olan olayları, sübjektifmiş çibî kabul etme» halidir. Veya «Dış dünyadaki kaynaklardan bîr kompleks meydana getirme mekanizması» dır. Yahutta «bir ferdin kendisini bas- kar veya arkadaşlannm yaptıkları kabahatleri, işledikleri suçlan kendidine mal etmesi demektir.

Psikolojide Introjeksiyon

Meselâ, fert, çevresindekiler tarafından her şeyin kendisi için yapıldığı kanaatına sahip olur veya okuldan bir gurup, münazarada başan göstermişse, biz kazandık diye fert ortaya çıkar veya arkadaşlannm yaptıkları kabahatleri, işledikleri suçlan kendilerine mal ederler, bu kabahati yapmış gibi davranırlar. Bu mekanizma geliştikçe ferdin hassasiyeti artar, her şeyi kendine dert edinir ve içine atar. Bu mekanizmanın ileri şekillerinde fert herhangi bir insana karşı duyduğu nefreti, içinde daha karışık veya kompleks hale getirir, hatta düşmanını öldürür veya kendi hayatına kıyabilir, özellikle bu hal peikonevrotik tiplerde çok görülür.

Tarih: 9 Aralık 2011
171 Görüntüleme

Psikolojide Suçu Üstünden Atma

İnsanlar genel olarak kusurlarım, düşüncelerini veya isteklerini başkalarına yüklemiye kalkarlar. îşte bu hale Projeksiyon denir. Meselâ, karışım aldatmaya kalkan bir erkeğin kıskanması gibi. Bu mekanizmayla birçok noksanlarımızı ve vazifelerimizi inkâr etmiş oluruzHayatımız çeşitli prejeksiyon mekanizmalarıyla doludur.

Psikolojide Suçu Üstünden Atma

Bununla insanlar yetersizliklerini, kusurlarını kapatmağa çalışırlar. Buna aynı zamanda mecburdur da. Çünkü insanın kendini tenkit etmesi, kusurlarım tanıyıp kabul etmesi kolay değildir, çok acıdır. Bu mekanizmayı en çok kullanan kişiler, dedikoducular, iftiracılar, her şeyden şüphe edenler, her şeyi kötüleyen, hiçbir şeyi beğenmiyen, tenkit edenler, hiçbir kimseye itimat etmiyenlerdir. Gerçekte bu tip insanlar, çeşitli suçluluk, günahkârlık, yetersizlik, güvensizlik içinde kıvranmaktadırHuzur içinde değillerdir. Kendilerini manen çökerten bu tavır ve duygularını başkalarına yüklemek suretiyle rahatlamaya çalışırlar. Çök kere ahlâksız ve suçluluk, günahkârlık duygusu içinde bulunan kimseler başkalarmı ahlâksızlıkla suçlamakta, olan basit yapmakla veya başka insanıda suçlar girmekle rahatsa edici duygularını hafifletir.

Meselâ. hırsıt olan bir itimse hırsızlığı ortaya çıkan başka hir kimseyi kötüler re runjt hakaret eder, birisiyle sevişen evö bir kadın, kocasının ihanetinden bahseder. Dersine çalışmayan ve sınıfta kalan Öğrenci diretmeninin kendisine garezi olduğu için sınıfta bıraktığım söyler. Beceriksiz memur amirlerinin dalkavuklukları sevdiğini kendi çalışmasını görmediklerini iddia eder. Kısaca, çok kere başkalarında gördüğümü* kusurlar kendi nefsimizin bir aynasından başka bir şey değildir.

Suçu başkasının üstüne atma halleri aşırı bir hal alırsa ferdi ruh hastalığına götürür. Bilhassa bu mekanizmalar şizofreniklerie paran o yaklarda çok görülür. Bu hastalarda şuur altındaki etmenler yalnız fikrî tasarımlar halinde değil, idraklar halinde de kendini gösterirler. Meselâ, hasta kendi isteklerini, düşüncelerini, yaptıklarını hep başkalarına yükler. Hatta Allah’ın emriyle bu işlerin olduğunu söyler, takip edildiklerini, kendilerine baskı yaptdıgını ileri sürerler. Bu arada hastanın arzulan, hastayı tehdit eden «Hallüsinasvon» lar haline döner.
Bunların hepsi iç alemin bir ifadesinden başka birşey değildir.

Kendi benliğine güveni olan, hayatın türlü durumlarına normal yollarla uyabilen ve başan saghyan, daha doğrusu ruh sagiıin verinde olan kimseler, bu mekanizmanın himâvesine sığınmazlar.

Tarih: 9 Aralık 2011
150 Görüntüleme

Rasyonalizasyon

Bütün insanlar kendini tenkit etmekten ve kusurlu görmekten daima çekinirler, özellikle çevresindekilerin suçlandırmalarından ve alaylarından korkarlar. Bu bakımdan insan, birçok işlerde kendilerini haklı göstermek, birçok manasızlıklannı ve art düşüncelerini akla uygun kılmak için çeşitli faaliyetlere veya mekanizma geliştirmeye kalkarlar. İşte bu maksatla geliştirmiş olduklan ruh mekanizmasına «Rasyonalizasyon» deriz.

Rasyonalizasyon

Rasyonalizasyon veya makul sebeple kendini haklı göstermek, bir bakıma göre ferdin nedenini pek iyi bilmediği veya hoş karşılanmıyacağını tahmin ettiği hareketleri için, toplumun benimseyeceği gerçekler üeri sürmek demektir. Rasyonalizasyonun en çok görülen şekli, davranışlarımıza yerinde sebepler bularak bunlan haklı göstermiye çalışmaktır.

Savaş sırasında, asker! tesislerin düşmandan gizlendiği gibi, ruh da birçok ana duygulannı kamufle eder. Böylece ana duygularım akla uygun, inanılır, süslü bir şeküde ortaya çıkanr. İki yüzlülük ve aldatma hallerinde olduğu gibi. Davet edildiğimiz yemeğe gitmemek için bir sebep uyduruyoruz. Bu sebep gerçek değildir. Asıl sebep belki ev sahibini sevmememizdir Derslerine çalışmayıp sinemaya gitmek isteyen bir öğrenci bu durumu haklı göstermek için çok çalıştığım, yorulduğunu, daha iyi çalışmak için dinlenmeye ihtiyacı bulunduğunu söyler. Annesinin çeşitli ihtarlarına kızan kız çocuğu, porselen tabaklan sofraya getirirken dikkatsizliği yüzünden kırar. Kendini korumak için de ayağının kaydığım, elindekilere hakim olamadığım söyler. Halbuki bu halin gerçek sebebi çocuğun annesine kızgınlığıdır.

Bu mekanizma üe insan kendini olduğundan daha faziletli, daha samimi, daha güçlü gösterir.

Rasyonalizyonun ağır derecelerinde insanın esas fikir ve düşüncelerini bulmak mümkün değildir. Rasyonalizasyonun izleri, sadece ana fikirlerde değil, günlük hayatımızda, birçok hareketlerimizde, duygularımızda da görülür. İnsan hergün sayısız hatalar işler. Bunlan olduğu gibi kabul etmek gururumuzu zedelediği için, davranışlarımızı haklı göstermeye çalışırız. Meselâ, cimriliğini kapatmak istiyen bir kişi oğluna para vermeyişinin sebebini çocuğun, içkiye düşkün oluşuna dayar.

Makul sebep gösterme halinin hafif şekli tehlikeli değildir. Meselâ, alkol kullanmamaya yemin ettiği halde, yeniden içmeye başlıyan bir insan, içkiyi birden bire terketmenin vücut için çok zararlı olacağım üeri sürmesi gibi.

Rasyonalizasyonun ileri şekli bazan mitomanide olduğu gibi marazı bir hal alabilir.

Bu mekanizma çok defa küçük yaşlarda yetişkinlerin makul sebep gösterme şekülerini kopye ederek başlar. Sokakta oynamak isteyen bir çocuğa anne ve babalar ikide bir üşüyeceğini ve hasta olacağım, mahalle çocuklarının pis ve görgüsüz olduğunu, elinden oyuncaklarım alacaklarını sık sık söylerler. Bu durum da haliyle çocukta akla uygun sebep gösterme mekanizmasının tohumunun atılmasına sebep olur.

Tarih: 7 Aralık 2011
220 Görüntüleme

Bellekte Görülen Bozukluklar

1)Amnesfa : Belliğin tamamen yok olması halidir ki buna «unutma» da diyebiliriz. Unutma çok kere kafa traumlanndan sonra görülmektedir. Amnesia, ya tam olur, hasta eski ve yeni hayatım tamamiyie unutur, kim olduğunu bilemez. Oldukça maddi olan bu şekle, «antero-regrograd amnesia» denir. Ya da, kısmidir. Meselâ, bazılan yalnız adlan, rakamları, eski veya yeni olayları unutur. Hasta traumdan önceki olayı hatırlaya* maz, sonrakileri hatırlarsa buna önünü unutma «Anterograd»; traum** dan sonraki olaylan hatırlar, öncekini hatırlayamazsa, buna da arkası»1 unutma «Ketrograd» denir.

Bellekte Görülen Bozukluklar

Bazı hallerde de unutmak devamlı, bazılarında geçicidir. Yahut d* unutma aralıklı veya mahdut mahiyette olur. Mahdut unutmalarda frrt’ sadece kendisi içiıı Önemli ve duygusal değeri olan belirli olaylan unutul. Amenesia, sara ve sarhoş]uk alca karanlığında, asılıpta ölmeyenler de, eklamj>siden sonra, beyin arterioskle rozunda, ihtiyarlık bunamalarında, şizofrenide, korsakoff hastalığında, zehirlenmelerde olmaktadır.

2)Paramnesia: Bir nevi hatırlama hatasıdır, veya bellek şaşkınlığıdır. Bu durumlarda hasta, geçmişi yanlış olarak hatırlar, şahıslar, belirli bir hâtıraya, yanlış ve gerçekte olmıyan şeyler ekliyerek süsler ve tamamlarlar Ya da paranoyak ve saralılar gibi hastalar, yeni gördükleri bir şeyi evvelce görmüş gibi zannederler. Bu hal bazan normal veya yorgun insanlarda da olabilir ki buna hiç görülmemiş «deja vue» derler. Bunun sebebinin önce yaşanmış ve sonra da unutulmuş olay veya hayatın yeniden hatırlanması olduğu tahmin ediliyor. Evvelce görüldüğü ve yaşandığı zannedilen olaya benzer şeyler hakkında birçok şeyler duyulmuş, hatta bunlarla ilgili birçok rüyalar görülmüş ve hayaller kurulmuş ola bilir. Zamanla unutulmuş olan bu anılarımız, yeniden karşılaştığımız olayla tekrar canlanmış olabilir. Bu sebeple de biz yeni karşılaştığımız olayı daha önce görmüş zannederiz.

Bir kısım korsakof ve ihtiyar bunaklan, yakınen tanıdıkları fertleri, hiç görmemiş gibi davranırlar, asla tanıyamazlar. Bu duruma da hiç görmemiş «jamals Vue» dersler Meselâ, aylarca kendisine yardım eden hastabakıcıları veya hemşireleri tanıyamazlar.

3) Hypernınesie (hipermnesi) : Belleğin artması, aşın derecede canlı oluşu halidir. Bu aşın bellek canlılığı, manilerde, paralizi jeneral ve paranoyaklarda, histerilerde, hipnozlarda görmek mümkündür. Normal insanın belliğinden kat kat fazla olur. Daha birçok olayın detaylarım (teferruatını) herkesten daha iyi hatırlar ve anlatırlar. Bunlarda görülen bellek gücü insanı âdeta şaşırtır. însan, deli olduğuna, inanamaz. Bu hale çok üstün zekâlı insanlarda da tesadüf edilir. Paranoya hallerinde görülen bellekteki aşın canlılık, ya detayın hasta için aşın önem taşımasından, ya da delüzyon’lan tesiriyle meydana gelmektedir.

Tarih: 7 Aralık 2011
268 Görüntüleme

Dördüncü Bölüm Ruh Hastalıkları

Ruh hastalığı insanı, hem kendine ve hem de topluma yararlı olmıyacak bir duruma getirir. Dolayısıyle böylece bir insan da, içinde bulunduğu toplum için büyük bir yük olur. Akıl hast&hanelerinde, hatta toplum için de onbinlerce akıl hastalan bulunmaktadır. Toplum, bunlar için müyon lar harcamakta, buna karşılık onların fikir ve iş güçlerinden faydalanama maktadır. Aynca ailesinin yaşama düzenini de bozan hastalar, aile içinde, birtakım sosyal ve ekonomik problemlerin ortaya çıkmasına sebep olmak tadır. Bu bakımdan ruh hastalıklarım önlemek için gerekli tedbirleri al mamız ve bunlann enerjilerinden yararlanmamız şarttır. Bugün ruh has talıkları bilimi olan «psikiyatri» nin gelişmesiyle ortaya çıkan gerçekler ruh hastalıklarının hemen hemen bir çoğunun önlenebileceğini ortaya koy muştur.

Dördüncü Bölüm Ruh HastalıklarıRuh sağlığı ile ruh ruh hastalıklarını kesin olarak birbirinden ayıra mayız. Çeşitli ruh hastalarında görülen bazı bozukluklar, ruh sağlığı yerinde olan normal diyebüeceğimiz kişilerde de görülebilir. Ancak bun lar, akıl hastalarında daha aşn bir durum gösterir ve daimi olarak has taya hakim olur. Meselâ herkes, kendi sağlığım korumağa çalışır. Halbu ki bir Hipokondriyak da, hastalık endişe ve korkusu tamamaen yerleşmiş ve aşın bir hal almıştır. Hastanın bütün tavır ve davranışlan, bu korku ve endişenin tesiri altındadır. Normal bir insan yapamadığı bir şey için üzülür veya gördüğü gülünç bir duruma güler, lâkin ruh hastası bu şeye lüzumundan fazla, saatlerce güler veya uykuyu kaçıracak dercede üzülür* Ruh sağlığı ile ruh hastalığı arasında derce derece artan birçok ruh bo zukluklan vardır. Sağlıktan en nihayetteki hastalığa yaklaştıkça, bu bo zukluklar artar ve nihayet şahsiyet bozulmuş olur.

Ruh sağlığı yerinde olan, insan, çevresinin gerçeklerine bilinçlidir. Bunlara değer verir ve onlardan yararlanır..Bir ruh hastası ise, gerçek lerden ilişiğini keser ve kendi fantazi âlemine dalar, gerçeklere değer ver mez. Artık onu bilinç altı ve kompleksleri yöneltmeye başlar. Bütün dü şünce, duygu ve davranışlanna yön verir Bu durumda ruh hastaları nın beyni, normal olarak vazifelerini yapamaz veya bu vazifeleri aykın yapar. Normal sayabileceğimiz kişilerde görülen yürüyüş, oturuş, koku alış, anlayış, düşünüş, düşündüklerini, işittiklerini, anlatış, neş’e ve üzüntü gibi Özelliklerin azalıp çoğalması, yahut aykırılığı, gerçekten ruh hasta lıklarının belirtileri olabilir. Bu duruma göre insanlardaki bu anormallik leri, beyin fizyolojik görevini yapamayışı olarak kabul etmek gerekir.

Tarih: 7 Aralık 2011
196 Görüntüleme

Deplacement (Yer Değiştirme)

Yer değiştirme mekanizması, bir fikri diğer fikrin yerine koyduran tepkilerdir. Bu halin en aktif şeklini rüyalarda görebüiriz. Genel olarak yer değiştirmede üzüntü veren düşünce ve duygular bilinçten uzaklaştın lır ve onun yerine çok farklı veya hiçbir ilişkisi oimıyan manasız bir davranış veya düşünceler getirilir. Çeşitli problem veya olaylar karşısında birçok duygusal reaksiyonlar gösteririz. Bu reaksiyonlan doğrudan doğruya, bunlann ortaya çıkmasına sebep olan duruma veya şahıslara, tehlike doğuracağı veyahutta uygun olmıyacağı düşüncesiyle yöneltenleyiz. Ancak bu durumda, onun canlandırdığı bu duygu ve heyecanlan ya onunla ilgili bir şahıs veya duruma, yada hiç ilişiği bulunmayan başka bir şahıs veya duruma yöneltiriz Meselâ, öğretmenin dersaneden dışarı çıkardığı öğrencinin kapıyı hızla kapatıp çıkması gibi.

Deplacement (Yer Değiştirme)

îş hayatında arkadaşına veya amirine gücenen veya onlarla anlaşamıyan bir insan evde, çoluk, çocuğuna çatmak suretiyle öfkesini gidermi ye çalışır. Aşağıdaki örnek hayali bir şey olmakla beraber, yer değiştir meyi güzelce açıklamaktadır: Evde eşiyle münakaşa eden daire müdürü öfkesini başmemurundan, başmemur da memurundan, memur da hademesinden hademe de hiçbir şeyden haberi oimıyan ve tesadüfen müdürün

odasına giren kedinin sırtına süpürgenin sapını vurarak gidermiye çalışır. Zavallı kedi de müdürün su bardağını devirir,kırar ve kaçar.

Günlük hayatta insanlar, bu tip mekanizmaya sık sık baş vururlar insanların başkalarına saldırıları, antisoeyal davranışları, düzene uyumsuzlukları, kırıcılıkları, hep yön değiştirme mekanizmasının yerleşmesinden ileri gelmektedir. Deplasman, özellikle bazı psiko-nevrozlarda tipik özellikler gösterir. Meselâ, suçluluk veya günahkârlık duygusunun tesiriyle hasta mütemadiyen elini yıkar, gaye, eliyle işlediği kötülüklerin temizlenmesidir. Psikanalistlerin, gururu kırılmış olan bir gencin duygusunun nasıl deplasmana uğradığını gösterir. Şu örnek çok orijinaldir: «Genç, bir kızı çılgınca sevmektedir. Samimi olarak kıza evlenme teklifinde bulunur. Fakta kız bunu şiddetle refüze eder. O günden sonra genç bir menekşe gördüğü veya kokladığı zaman derhal kusmaktadır. Olay incelenince aşık olduğu kızın, evlenme teklifini reddettiği zaman yakasında menekşeler takılı olduğu anlaşılır.»

Bu makanizma, çeşitli uyumsuzlukların gelişmesine yanyacak şekü de kullanıldığı gibi, daha verimli, hayata müsbet uyumu sağhyacak, onu başarıya götürebilecek durumlarda da kullanılabilir. Ortaya çıkan heyecanlarımızı ve bunların yarattığı gerginlikleri zararsız giderme veya boşaltma yollan bulmak suretiyle yatıştırmak her zaman mümkün olabilir. Ayni zamanda buna ruh sağlığı yönünden de mecburuz. Meselâ, anti sosyal davranışlar gösteren veya güçlü heyecanla ortaya çıkan çocukları, bahçe ve odun kesme gibi işlere, ağır sporlara sevketmekte çok fayda vardır. Bu işleri yaptırmakla, onlann heyecanlannı faydalı bir şekilde yatıştırmış oluruz. Aksi halde, bunları ortaya çıkaran kaynaklara yani heyecanlarını ayaklandıranlara yöneltmek veya olduğu gibi bırakmak çok kötü tavır ve davranışlann belirmesine sebep olur.

Tarih: 7 Aralık 2011
134 Görüntüleme

Dissodation (Çözülme)

Çözülme, üzüntü veren gerçeklerden uzaklaşmak için ruhun kullandığı bir affektif mekanizmadır. însan, bilincinde bulunan ızdırap verici veya hoş oimıyan fikirleri bir tarafa bırakır, diğer taraftan da hoş olanları bir araya getirir. Bu bakımdan çözülme mekanizması, Baskı (Reful- man) mekanizmasından farklıdır. Bu iki mekanizma arasında çok fark vardır.

Dissodation (Çözülme)

Bir defa, refulmanda bir unutma ve bunun gerçekleşmesi çabası ile bilinç altında bulunan fikirlerle karşılaşma korkusu ve utancı vardır. Çözülme mekanizmasında ise, bütün olan şahsiyetin bazı davranışları, ferdin kontrolünden kurtulur, normal bilinçten ayrılır, böylece ayrı bir parça halinde, sanki ana şahsiyetmiş gibi çalışmaya başlar. Bu ikinci şahsiyet şöyle meydana gelmektedir: Üzüntü veren veya hoş oimıyan gerçekler bilinçten uzaklaştırıldıktan sonra, bütünlüğünü kaybeden şahsiyetin geri kalan kısmı ile, çeşitli sebepler yüzünden bilinç altına atılan unsurlar arasında bir uyuşamamazlık hali görülür. Baskıya uğrayan dürtüler, bu uyuşamamazlık yüzünden kendini bastıran kuvvetlerden kur-tulur. Bu suretle ana şahsiyetten, ana bilinçten ayn olan ve kendine has bilinç kanunları ve reaksiyonları bulunan ikinci bir şahsiyet meydana getirirler.

Günlük yaşayışımızda iki ters şahsiyete ait birçok örnekler bulunabilir. öyle insanlar vardır ki, kalbi insanlık sevgisi ile çarptığı halde, vahşice hareket etmekten kendilerini alamazlar. Haktan, hukuktan, adaletten bahsederler, emrinde çalışan insanların haklarını çiğnerler. Ahlâksızca hareket edenlere düşman görünürler, kendileri ahlâksızca hareket ederler, müstehcen resim ve yazılardan zevk duyarlar.

Psiko-patolojide, çözülme mekanizmasının çeşitli şekillerini görmek mümkündür. Meselâ, Somnambulism, isteri, otomatik yazma halleri, çözülme mekanizmasının basit şekilleridir. Uykuda gezinme halinde, ana şahsiyet uykuda olduğu halde, bunun bir parçası olan unsurlar, baskıdan kurtuldukları için kendiliğinden harekete geçerler ve ana şahsiyeti dolaştırırlar, tekrar yatağa getirip yatırırlar. Bu olaylarda çözülme kısmî ve basittir. Bunun yanında tam ve uzun olan çözülme de vardır. Meselâ, hepimizin Konyada gördüğü Psychose-Sapık filminde, Antony Perkins ila şahsiyeti canlandırmaktadır Annenin şahsiyetine büründüğü zaman suç işlemekte, sevdiği kadını ve onu arayanları öldürmekte, otelci delikanlı şahsiyetine yani gerçek şahsiyetine döndüğü zaman da hiçbir olayı hatırlamamaktadır.

Bilinç dışı, uzun süren ve tam olan çözülmelerde, ikinci şahsiyetin düşünceleri, davranışları ve duygulan, ana şahsiyetten tamamen farklı ve ters olmaktadır. Meselâ, ana şahsiyet tamamen dindar ve ahlâklı, hak ve hukuk severdir, ikinci şahsiyeti ise, birincinin tam zıddı bir tavır ve davranış göstermektedir.

Tarih: 7 Aralık 2011
176 Görüntüleme

Ricat

Fertler, durumuna uygun tavır ve davranışlarla isteklerini doyurmakta zorluk çektikleri veya başarısızlığa uğradıkları zaman, bazan çocukça davranışlar göstererek istek ve motiflerini doyurmaya çalışırlar.

Ricat

Bu daha ziyade aşın derecede bir heyecanlanma sonucunda ortaya çıkar. Nitekim, arzularımız engellendiği veya kızdığımız zaman makul olmayız ve heyecana kapılırı* ve çocukça haller gösteririz. Bu halleri ihtiyarlarda daha çok görmekteyiz. Onlar çocuk gibi bakılmağa muhtaçtırlar. Hastalarda da aynı halleri görebiliriz. Ruh hastalarında (şizofren- yada) j çok kere çocukluğa dönüş apaçıktır. Kadın ve erkeklerde de her gün ufak tefek sebep yüzünden çocukca tepkilere rastlanır. Meselâ, genç bir yeni evii kadın, kendi arzu ettiği fakat kocasının arzu etmediği bir yere gitmek için, çocuklukta annesine kullandığı çocukca konuşmaları, tatlı sözleri, hatta çocukça davranışları kocasına karşı kullanmağa kalkar ve onu kandırmaya çalışır. Klimakterium safhasında ussun bir süre kalmış olan kadınların, kızlık çağlarına döndükleri ve eski günleri yaşadıkları müşahade edilmiştir.

Kaçma mekanizmalarının bütün görünümleri ruh sağlığı yönünden çok önemli problemlerdir Meselâ, mahcupluk, çekingenlik, hayalperestlik gibi problemler, eğitimcilerin en çok üzerinde durdukları esaslı birer intibak problemleridir. Bunda çocuk aktif bir şekilde intibaksızlığını göstermemektedir. Bunun yerine peşinen, mağlubiyeti kabul ederek mücadeleden vaz geçer- Problemlerini hayalleriyle çözmeye çalışır. Bunlar sebebi bilinmiyen, sinsi şekilde arazım ilerleten hastalıklara benzerler.

12